Oya Ergün’ü müzikle tanıdık ve müzikle çoğalttık. Peki Oya Ergün müzik dışında kendini en çok neyle besler?
Bol bol okurum.
oya-ergun-vivaldiÇok gezdiğinizi biliyoruz, kendinizi en yaratıcı hissettiğiniz şehir hangisi?
Yaratıcılık içimde, ben hangi şehirdeysem orada. Ama en çok etkilendiğim şehirleri soruyorsanız, İstanbul, Venedik, Brugge, Amsterdam, Luzern ve Paris birbiriyle yarışır. Tek birini seçemiyorum.
En son ne okudunuz?
Osho’nun “Çocuk” kitabını bitirdim ikinci kez. Şu anda belki de onuncu kez yine Steven Pressfield’ın “Yaratma Savaşı”na döndüm. Aralara girenler oldu ama bazı kitapları döne döne okuyorum işte. Elimden kitap eksik olmaz.
Başka?
Müzik dinlemek, doğayla iç içe olmak, güzel resimler, heykeller ve manzaralar izlemek, yazmak, insan, özellikle de çocuk doğasıyla derinlemesine ilgilenmekten inanılmaz keyif alırım. Çocuklara aşığım. Oğlumu büyütmek, ruhumu en çok büyüten deneyim diyebilirim. Ona çok zaman ayırıyorum. Bu deneyimlerin her birinde de içimdeki çocuğa yolculuk yaptığımı hissediyorum. Beni bu yolculukta bir şekilde devam edebilmek besliyor işte.

Büyük bir konser verirken sahneye çıktığınız anda düşündüğünüz ilk şey nedir?
Büyük ya da küçük konser yoktur benim için. Sahne sahnedir. Hatta topluluk içinde insanlar benden şarkı dinlemek için sustuğu anda bile olduğum yer sahne olur bana. Ve sahneye çıktığım an, hangi eseri seslendireceksem, onu iliklerimde hissedip yaşamaya konsantre olurum. Ancak yaşarsanız yaşatıyorsunuz müzikte. O anda o eser, dünyanın merkezidir ve gerçek odur diye geçer içimden. Aynı nehirde iki kere yıkanılamadığı gibi, aynı eser de olsa, o anda yepyeni deneyimlerle yaşar içinizde.

Müziğiniz şehirlerden mi ilham alıyor yoksa insanlardan mı?
Kesinlikle insanlardan. İnsan da her yerde insan. Aynı dilde gülüp ağladığımız. Müziği evrensel kılan da insanın özüdür.

Leyla Gencer hakkında neler düşünüyorsunuz? Leyla Gencer’in hayatınızdaki önemi nedir? Leyla Gencer’in dünya klasik müzik dünyasında adını duyurmasına ne diyorsunuz?
Leyla Gencer yurtdışında adını duyuran ilk opera şarkıcımız olduğu için Türkiye için çok önemli bir isimdir ve sahip çıkılması gerekir. Ayrıca adına düzenlenen yarışma ile gençlere uluslararası kariyer yapma olanağı sunması takdire şayandır. Gençlerin yolunu açmak çok güzel bir karakter özelliğidir. Aksini çok görüyoruz, hoca olmuş insanlarda bile maalesef. La Scala’daki ilk Türk olmak, öyle böyle değil, tek başına bile ciddi bir yetenek ve azim gerektirir. Daha ne denebilir ki..

Türkiye’de ve Azerbaycan’da Opera ve Klasik müziğe ilgi nasıl? Her iki ülkede de Opera ve Klasik müzik sanatçılarının mesleklerini icra etmek için yeterince imkan var mı?
Azerbaycan da, Türkiye de doğu ülkesi bu bakımdan. “Doğu ülkesi” ni tırnak içinde söylüyorum. Klasik müziğe ilgi yeterli değil. Teknik açıdan da, genel olarak Avrupa seviyesini yakaladığını söyleyemeyiz. Harika klasik müzik sanatçılarımız var, Azerbaycan’ın da var ama bu sanatçılar, genel olarak her şeyi kendi imkanlarıyla yapmak zorundalar. Avrupa ve Amerika’daki gibi devlet ve dünya kadar kuruluş yok bizim sanatçılarımızın arkasında. Bu da, genel anlamda bizleri geri bırakıyor. Size kendi başımdan geçen bir anımı anlatmak isterim. Amsterdam Konservatuarı’nda okurken, bir yaz, bir bankada part time çalışıp para kazanma olanağı buldum. Mutluluktan havalara uçtum. Okul param ve özel derslerimin bir kısmını ödeyebilecektim böylelikle. Şimdi çok meşhur bir mezzosoprano arkadaşım o günlerde bana yemeğe geldi ve yazın ne yapacağımızı anlatmaya başladık birbirimize. Ben Amsterdam’daki bir bankada iş bulduğumu, okul açılana kadar full time çalışabileceğimi söyledim sevinçle. O da bana yaz başında bir gençlik orkestrasına katılacağını, onlarla konser turnesini, daha sonra Avrupa’nın çeşitli kentlerinde katılacağı birbirinden muhteşem isimlerin masterclasslarını, ailesi ile bir süre deniz tatilinin hemen ardından Almanca edebiyat kurslarına katılacağını falan anlattı. Çeşitli fonlar ve Hollanda devletinin katkılarıyla oluyordu bütün bunlar… Benim için ailemi ziyaret etmek bile büyük bir lükstü. Daha sonraki yıllar masterclasalara katılma şansı buldum ama sayıları Avrupalı arkadaşlarımla karşılaştırılamaz… Ne kadar çok katılmak istediğim kurslar vardı bilemezsiniz. Nobel alan bilim adamımız var, La Scala’da, Metropolitan’da söyleyen sanatçılarımız. Ama hep münferit başarılar. Ve sayıları çok az tabii. Azerbaycan da bizimle aynı durumda. Bu meslekte, sanatımızı icra edebilmemiz bir lüks…

Gerçekleştirmek istediğiniz hedefleriniz, hayalleriniz nelerdir?
Kendim için konuşacak olursam, öğrencilik yıllarımda her zaman hedef ve hayallerim son derece belirli ve keskindi. Pek çoğunu da gerçekleştirdim çok şükür. Şimdi daha olgun hissediyorum kendimi ve anları yaşamaya daha konsantreyim. . Her zaman daha iyi insan, daha iyi anne ve daha iyi bir müzisyen olmak istiyorum elbette ama bu hedef koyarak, hırs yaparak olmuyor. Anı yaşayarak oluyor. Zorladığınız anda doğanıza ters gitmiş ve zaman kaybetmiş oluyorsunuz. Bunu keşfettim. Mükemmellik insan doğasını dışlar diyor ya Krishnamurti, inanıyorum, sadece daha iyiye kendimi açıyorum. Daha ağırdan almayı öğretti şan eğitimi bana. Hayallerime gelince, kurduğum ütopik olmayan hayaller proje haline geliyor. Konserlerimi, albümlerimi hayal ettim oldular ve sırada yenileri var. Dünya için konuşacak olursam, dünya barışına ve çocuklara katkıda bulunacak hayallerle doluyum. Onların müzikli projelere dönüşmesini bekliyorum bakalım.

Çok uzun yıllar öğrenciydiniz değil mi?
Öğrencilik ruhumda var ve evet, çok uzun yıllar okullarda öğrenciydim. Bir iki tane de olsa, olağanüstü etkilendiğim hocalarım oldu. İnanılmaz güzel derslerim oldu. Ama hala öğrenciyim. Şimdiyse önemli hocalarım, hatalarım ve çocuklar. En çok onlardan öğreniyorum.

Bugüne kadar gerçekleştirmek isteyip de gerçekleştiremediğiniz hayaliniz var mı?
Kafam hayallerle dolu benim. Gerçekleşen var, gerçekleşmesi imkansızlar var. Üzerlerinde durmuyorum. Olması gerekenler oluyor. Onları takip ediyorum, hırs yapmıyorum. Barok operalarda oynamak ve daha çok öğretebilmek istiyorum mesela. Ama doğu ülkesinde yaşarken bu kolay değil. Rüyalarımda o dönemleri çok görüyorum. Amsterdam’da yaşadığım yıllarda tek başıma sırt çantamla Bach yolcuğu yapmıştım Almanya’ya. Öğrenciler için çok ucuz bir otobüs şirketi vardır, Eurolines. Bach nereye gittiyse her fırsatta o kentlerine gittim bu harika otobüs şirketi ve trenlerle. Harika diyorum çünkü çok ucuzdu. Bach’ın yaşadığı yerlerde, tek başıma, tüylerim ürpermiş, gözlerim dolmuş o kadar çok anlarım oldu ki. Bu anlar benim için çok önemliydi. O yolcuğu yazmak istiyorum mesela. Ama takıntı halinde değil. Tek takıntılı hayalimden söz edebilirim aslında, o da dünya barışı.

Gerçekleşecek mi birgün sizce? Yoksa ütopik mi?
Gerçekleşmesi gerekiyor bir gün. Aksi doğamıza ters gibi geliyor bana.
Bu Bach yolculuğundan çok şey öğrenmiş olmalısınız.
En çok ne etkiledi sizi?
Hem de nasıl… Saymakla bitmez. O kadar çok almak istediğim Bach notaları, Bach heykelcikleri vs. görüyordum ve almam imkansızdı. Bir gün alma imkanım olduğundaysa almak istemedim onları. Çünkü bu yolculuklardan bana asıl kalan şey, Bach’ın gerçek anlamda benim içimde yaşamaya başlamış olmasıydı. Leipzig’te çaldığı orga dokunmuştum, tarifi zor duygular, oturup yazmak gerek…

En sevdiğiniz klasik besteci Bach mı?
Barok müziğe genel olarak çok düşkünüm, en çok Bach’a. Ama Vivaldi ve Mozart’taki aydınlığa, Handel’deki melodi zenginliğine de düşkünüm. Sevdiğim besteciler çok. Bach, Handel, Vivaldi, Corelli, Telemann, Scarlatti, Haydn, Mozart, Beethoven, Brahms, Çaykovski, Rachmaninov, Schubert, Faure, Lutoslavski ve saymakla bitmeyecek modern besteciler… Bestecilere saygım sonsuz. Benim yakın arkadaşım olan bestecilere bakarken bile, onları korumaya almak istiyorum.

Siz de besteler yapıyorsunuz değil mi?
Besteci ve songwriter aynı şey değil. Ben oturup bir opera besteleyemem ya da bir senfoni. Küçük şarkılar yazabilirim evet ama kaldı ki, gerçek bir müzik dinleyicisi olarak, kendi çoğu seslendirmelerim bana oldukça yetersiz geliyor, iyi besteci arkadaşlarıma bırakıyorum aranje işini çoğu zaman. Yorumcuların çoğu kafalarında benim gibi güzel melodiler bulup kağıda döküyordur ama bu bizi besteci yapmıyor. O bambaşka bir iş.
oya-ergun-sopranoKlasik ve caz müzik türü arasından ruhunuza en çok hitap eden sound hangisi?
Ruhuma en çok işleyen ve hayatımı geçirdiğim müzik klasik müzik olsa da, caz yapmak ve dinlemeye de zaman zaman ihtiyaç duyuyorum. Klasik müzikle büyüdüm. Babamın çok zengin bir klasik müzik arşivi vardı. Ayrıca TRT 3 radyosu da fazlasıyla önemliydi hayatımızda. O radyoda bazen caz müzik de çalardı ve hep dikkatimi çekerdi ama bir çocuk olarak, cazı anlamak çok daha zordu benim için. Anlamakta zorlanacak çocukluk yaşımda hayatıma girdiği için de şanslıyım. Okulda müzik okumaya başladığımda, klasik müzikte, kadanslar ve barok müzikte süslemeler ve bir puandorgla yorumcuya improvize olanağı verildiği anlarda doğaçın yerini fark ettim. Benim için de pek çok yorumcu gibi, özellikle bazı müzikler üzerine doğaç yapmanın ihtiyaç olduğunu anladım. O fermataların yorumcu için önemi büyük. Abartmadan, müziğin özüne sadık kalarak ama özelliğinizi de vurguladığınız, imzanızı attığınız anlar… Caz anları…

Caza ilginiz nasıl başladı?
Asıl ilgim, demin de dediğim gibi, çocukluğumda TRT 3 radyoda dinlerken, anlayamadığım ve anlamak istediğim için başladı. Bir keresinde bir caz grubu Çaykovski’nin çok iyi bildiğim bale müzikleri üzerine doğaçlamalar yapmıştı. Müziği berbat mı ettiler, ne yaptılar anlayamamıştım ama çok merak etmiştim. Üniversite yıllarımda çok sevdiğim ve etkilendiğim edebiyatçımız -aynı zamanda yakın aile dostumuzdur- Oktay Akbal, benim caz sevgimin asıl kaynağı oldu. Beni Ella Fitzgerald’la tanıştırdı. Sayısız plağı vardı Ella’nın. Onlarda kaldığım akşamlarda sıcak şarapla Ella dinlemek gelenek olmuştu. Tabii Armstrong, Duke Ellington, Billie Holiday, Miles Davis gibi müzisyenler de hayatıma girdi. Ve muhteşem caz standartları… Sonra hayatıma giren iki önemli müzisyen arkadaşım, besteci ve caz piyanisti Evrim Demirel ve Franz von Chozzy’yle konserler vererek gerçekten caz yapmaya başladım. Kendi cazımı duydum. İki müziğin birleştiği konserler yapıyorum ve iki projem var kafamda.

Enstrümanlar arasında keman, blok flüt ve piyanoyu seçmenize etki eden sebepler nelerdir? Bu enstrümanlar arasında sizce özel olan bir enstrüman var mı?
Yaylıları, flütü, obuayı, eski tahta nefeslileri, mandolini çok seviyorum. Keman bir aile geleneği. Babam ve pek çok akrabam keman çalardı. O nedenle edebiyatını çok iyi biliyorum ve çok seviyorum. Yuvanın en büyük enstrümanı gibi. Mandolini çok seviyorum. O da benim yuvamda çok önemli bir enstrüman, Ağabeyim mandolin çalardı. Flütse hayatıma 4 yaşımda girdi ve benim için en önemli enstrümandır. Flüt çalan kız ya da melek resimlerinin olduğu kartpostallar beni oldum olası büyülemişti çocukken. Hala sakladıklarım var. Kendi varlığımı ortaya koyduğum enstrüman o adeta. Aile orkestrama adım atabildiğim, müzik yapabildiğim ilk enstrüman. Piyanoyuysa, ancak üniversitede müzik okumaya başlayınca öğrenmeye başladım. Çok geç dokundum. Olanak bulsaydım, önce onunla başlamak isterdim. Hangi enstrümanı çalıyorsanız çalın, piyano bilmemiz şart. O bir orkestra. Temel.

Piyanoya zamanla daha çok ağırlık vermenizdeki sebep nedir?
Ben bir şarkıcıyım, şarkılar da yazıyorum… Çokseslendiriyorum. Ders veriyorum. Piyanoyu çok kullanmam gerekiyor haliyle. Kendi söylediğim ya da öğrencilerime çalıştırdığım parçaların eşliklerini çalmaya çalışıyorum. Ama yine de şu sıralar kendim için en çok flüte ağırlık veriyorum diyebilirim.

Çalmayı öğrenmek istediğiniz bir enstrüman var mı?
Yok aslında. Maymun iştahlı değilim. Olanak bulsam çaldığım enstrümanları ilerletmeyi tercih ederim, özellikle piyanoyu. Flüte daha çok zaman ayırıyorum şimdi. Repertuarımı genişletiyorum.

Soprano olmanın avantajları nelerdir?
Ses aralığınız daha genişse bu elbette büyük bir avantaj. Ayrıca ben sopranonun soundunu çok seviyorum. Tiz sesleri seviyorum. Keman dinleyerek büyüdüğüm için belki. Repertuarı da çok daha zengin.

Klasik müzik şarkıcısı olmak isteyenlere tavsiyeleriniz nelerdir?
Çok ama çok dinlemelerini herşeyden önemli buluyorum. Sadece şan değil, bütün enstrümanları. Ve çok iyi stil bilmeleri. Stil bilgisi olmadan asla olmaz.

Stil bilgisi?
Her müzik döneminin, her bestecinin, her müzik biçiminin bir stili vardır. Bu stili yorumcu çok iyi bilmeli ki klasik müziği öncelikle doğru icra edebilsin. Örneğin bir Handel aryaya Puccini aryası gibi davranamazsınız.

Başka neler önerirsiniz?
Çok iyi bir teknik edinmelerini öneriyorum. Teknikten kastım, işin ilmini öğrenmektir. Teknik hafif müzisyenlerce küçümsenir, önemli olan ruhtur derler mesela. Ruha ulaşan yolsa aslında teknikten geçer. Teknik, kendi asıl doğamızı öğretir bize. Kendine saygıdır. İşi doğru yapmanın yoludur. Limitlerimizi genişletir, iletişimimizi kuvvetlendirir. Teknik temeldir. Müzik yapabilme yeteneği doğuştan gelir evet ama teknik onu hayata geçirir. Bazı insanlar çok şanslıdır ki, doğuştan rahat ve açık bir tekniğe yatkındırlar. Gerçek bir şan tekniği için, bu işi bilimsel olarak ele almış ülkelerdeki, o iyi şan hocalarına ulaşmak gerekir. Bu da kolay değildir. Ama gerçek tutkular için dağlar delinmez mi? Dünyada bence en zor bulunan iki şey vardır, bir ermiş insanlar, iki gerçek şan hocaları. (Gülüyor) Şan eğitimi sizi beden ve ruh olarak önce böler, sonra bütünleştirir. Bedeninizin ve ruhunuzun derinliklerine ulaştırır. Gerçekten seviyorlarsa bu işi ve iyi yapmak istiyorlarsa gerçek hocalara ulaşmaları gerekir ve işin ilmini aldıktan sonra da hep çalışmaları. Tekniksiz bir müzikal ruh, bir metrekare içinde bale yapmaya çalışan bir balerin tutsaklığı etkisi yaratır benim üzerimde.

 

3 YORUMLAR

  1. Yurt dışında okumuş ve sanat seven biri olarak keyifle okudum. Çok değerli bir hanım belli. Bizim ülkemizde klasik müzik ve caz yapanlar gerçekten lüks iş yapıyor.

Yorum yapın

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen adınızı girin